05 July, 2009

Kitapcıklarım



Uzun süren bir ayrılıktan sonra yine buradayım blog. Kardeşim hastaydı bu hafta ve evde yalnız kalmasın diye apar topar alıp bize getirdik onu ve günlerdir hastane, testler vs vs uğraştık. En başta anneme pek bahsetmemiştik ama kendisi anlayınca dün sabah İstanbul'a geldi, şimdilik ona devrettik hastabakıcılık görevini. O gidince tekrar devralacağım:) Neyseki çok önemli bir şey yok ama bir 10 gün raporlu, sürekli istirahat etmesi gerekiyor. Hal böyle olunca da akşamları eve geldiğimde bilgisayar sandalyesine oturamadım bile, gerçi mutfaktan da pek çıktığım söylenemez ya neyse..


Önceki hafta elime ulaşan İdefix ten satın aldığım kitapları okumaya başladım, onlardan bahsedeyim istedim..Benim idefixteki favori listemde yaklaşık 60 tane kitap var, okudukça yenilerini sipariş ediyorum. İşte en son listem de buydu. Sol baştan başlarsak,

Siz A.Ş. Nerden duydugumu hatırlamıyorum ama güzel okunabilecek bir kişisel gelişim kitabına benziyor. Çok sık okumuyorum artık bu tür kitapları ama ara sıra ihtiyacı oluyor işte insanın:) Henüz okumaya başlamadım.


Hırs ve Ceza Ayça Şen'in yeni kitabı. Kendisini Radikaldeki yazılarından ve radyo programından tanırım, severim. Önceki kitabı Saatçi Bayırı da favori listemdeydi ama İdefixin kampanyasına katılıp ismime imzalı gelen bu kitabı öne aldım:) Bu hafta da yolda okuyup bitirdim. Böyle bir kitabı ancak Ayça Şen yazabilirdi dedim. Filmin içinde bir oyuncuyu çok kez izlemiştim ama kitabın içinde bir yazar adayını bu kadar yakından ilk kez okudum. Sevgilisinden ayrılan Ece yıllardır içindeki isteği göz ardı etmekten vazgeçer ve yazar olmak için önce işinden ayrılır, sonra da evinden annesinin evine yerleşir. 1,5 yıllık süreçte kendisine inanmayan (!) akrabalarına inat bol bol gözlem yaparak, bol bol klasikleri okuyarak süper bir eser çıkarır ortaya. Ece'ye o kadar güldüm ki kitapta.. Ama malesef bu tip insanlar var etrafta. Güle güle okudum işte. Tarzı değişik, belki bir çok kişinin eleştireceği, kısa sürede okunan güzel bir kitaptı benim için.


Luisito Yine bu hafta içinde yolda bitirdiğim, kolay okunan, klasik bir konusu olan Susanna Tamaro kitabı. Çocuklarından ve torunlarından hem mesafe olarak hem de ilişki olarak uzakta olan emekli öğretmen Anselma bir gün çöplükte bir papağan bulur ve ismini gençliğindeki en yakın arkadaşını hatırlayarak Luisito koyar. Bu papağan onu hayata yeniden bağlayıp son günlerini en güzel şekilde geçirmesini sağlar, ancak güzel günleri çok uzun sürmez.. İllaki alınıp okunması gereken bir kitap diyemem ama bulursanız boş vakti insanı sıkmadan değerlendiriyor diyebilirim.


Küçük Kara Balık çocukken okudugum ve bir çok kişinin okudugunu ya da okuması gerektiğini düşündüğüm bi kitap. Birçok kitabımla beraber bu da meçhul bi şekilde ortadan kaybolmuştu idefixte gezinirken görünce alıp saklamak istedim. İlerde çocuguma okuturum:) Bu da dünyayı tanımak için yola koyulan, düzene karşı çıkan küçük kara bir balıgın hikayesi..


Ay Şarkısı nerden nasıl eklemişim listeme bilmiyorum, bu hafta da bu kitaba başlayacagım sanırım..


Benden bu kadar... Bu arada İmgecim meraktan çatlıyorum aslında ama listede gözümden kaçmış Callisto da bir dahaki siparişimde olacak mutlaka:)

28 June, 2009

Halimiz Duman



Dün akşam Turkcell Kuruçeşme Arena'daki Duman konserini izledim. İnanılmaz iyi vakit geçirdim. Grubun son çıkan 2 albümünü de çok begenmiştim zaten. İlk dinlediğim andan itibaren şarkıları sanki yıllardır biliyormuşum gibi hissetmiştim. Konserde de en çok yeni albümlerini dinledik. Kardeşim eskilerde kaldıgı için bize katılmakta güçlük çekti ama yine de eğlenceli bir konserdi.


Konser öncesinde trafiğin çok kötü olabileceğini göze alarak erken saatte Denizle Taksimde buluştuk.Ordan otobüsle Ortaköy'e geçtik. Trafik düşündüğümüzden çok daha iyiydi. O yüzden Ortaköy'de inip bir mola vermeyi, sonra da Kuruçeşmeye yürümeyi kararlaştırdık. Küçük bir Ortaköy turu yaptık, tabi ay sonu olduğundan ben standlardaki takılara pek saldıramadım ama gözüm üstlerindeydi:) Oradaki aksesuarlar hep farklı oluyor.. Gezdikten sonra wafflelarımızı da yiyerek enerji toplayıp yürüdük. Hava çok güzeldi iyi ki de yürümüşüz.


Konsere erken ulaştık, ortam çok güzeldi. Öyle bir yerde konser izlemek gerçekten büyük bir şans. İlk kez geçen yıl Mark Knopfler konserine gitmiştim Kuruçeşmede. Bu sefer farklı olarak tirübünler vardı, zaten biz de oturarak izledik. Gerçi ayakta konser izlemenin tadı bir başka oluyor, ama tirübünler de gayet güzeldi. Ön tarafta ayakta izleyenlerin yaş ortalaması daha düşüktü, biz orta yaş grubuna girdik heralde bu konserde:) Ama çok güzel bir seyirci vardı, tüm şarkılara herkes eşlik etti. Konser sırasında 1- Cengiz Baysal'ın gruba ve şarkılara çok şey kattığını 2-Ses kirliliği nedeniyle yapılan uygulama sonucunda sesin çok düşük olduğunu 3- Işıkçıların müthiş çalıştığını düşündüm. Her şarkıda inanılmaz uyumlu ve ritmik şekilde ışıklar vardı. Belki normali böyleydi ama bilemiyorum benim ilgimi çekti, gayet iyiydi.. Konseri Lem yelid ve löp yutan sözleriyle tepki alan Rezil parçasıyla bitirdiler, çok da güzel bir son oldu ama sonrasında yapılan tezhüratlara dayanamayıp kulisten geri çıkarak bir kaç şarkı daha çaldılar. Böyle güzel bir konserde bizim payımıza da bol bol alkışlamak düştü:)

26 June, 2009

Pop'un Krali


Onun doneminde cocuklugumu yasamis oldugum icin kendimi sansli hissettigim, Black or White ya da Thriller klibini izleyebilmek icin yabanci muzik programlarinin basinda bekledigim, okul gosterilerinde dansini taklit eden kisileri bile hayranlikla izledigim, hic olmeyecegini sandigim Michael Jackson dun gece olmus:( Sabah radyoda duyup sok oldum..

22 June, 2009

Keşke yıllık izinler daha uzun olsa


O kadar cabuk geçti ki zaman.. Ofisteyken bazen zaman geçmez, tatilde su gibi akıp geçti. Bu sürece arkadaşlarımızla yenen keyifli yemekleri, kebapları, bici biciyi, özlenen ev yemeklerini, kısa aile ziyaretlerini sıkıştırdık. Ama yine de göremediğim insanlar, yiyemediğim yemekler, gezemediğim yerler kaldı. Yazacak şeyler çok birikti ama klavye araya girince olmuyor bazen. Keşke kafamdakileri daha kısa yoldan anlatabilsem...


Bu sıcaklar beni mahfetti, çok halsizim, tembelim, bilgisayar başında oturmak istemiyorum..


İşler canımı sıkıyor..

Ne zaman yazarım bilmiyorum, bir sonraki posta kadar sizi minik sincapla * başbaşa bırakıyorum:)


P.s.1- Bürücek yaylasında kaldım 1 gece orada bol bol sincap gördüm ama fotoğraf çekerken hep kaçtılar..Ceviz yerken yakalandıgı bir foto:)
P.s.2-Üfürükten prenses, hoşgeldin:) Ne iyi ettin, ben de senin blogunu tanımıs oldum, çok da iyi oldu:))

14 June, 2009

Bir mekan ve bir tatil


Gecen hafta annem iş için 3 günlüğüne buradaydı, bir akşam dışarı çıktık birlikte. Genelde kardeşimle bana orta oldugu için Taksim'e gidiyoruz. Taksimde de Çiçek Pasajı, Nevizade ya da Fransız sokagı. Bu sefer annemi daha farklı bir yere götürelim dedik. Ben Leb-i Derya'yı çok severim ancak rezervasyon için geç kaldıgımızdan cam kenarları hep doluymuş. Nu teras'ı deneyelim dedik. Çok uzun süredir merak ediyordum. Nu Pera yazları teras katında Nu Teras olarak hizmet veriyor. Çok güzel bir mekandı. Annem hayran kaldı. Biz de çok iyi vakit geçirdik. Gittiğimizde henüz hava kararmamıştı. Önce annemin seçtiği şarapla başladık. İnsan zaten o manzara karşısında içmeden sarhoş oluyor:) Hava karardıktan sonra da başka türlü güzel. Yemeklerin de tadını begendim, ancak öyle bir yerde daha güzel sunumlar beklerdim. Fiyatları ise her zaman gidilecek cinsten değil. Yemekler 30TL civarında, içki olarak biz şarap tercih ettik, çeşitli fiyat aralıgında bir çok çeşit var. Ancak içecekler de diğer çok ucuz sayılmazdı. Tabi mekana para veriyorsunuz böyle yerlerde. Her zaman gidilemese de özel günler için tercih edilebilir. Annem çok begendi, ben de mutlu oldum:)


Tatil derken de, yıllık izne çıkıyoruz bu hafta:) İlk yıllık iznimizi klasik olarak Adana'da geçireceğiz. Sevgilim de ben de aile ve arkadaşlarımız özledik:) Belki bu araya bir günlük deniz ve yayla macerasını da sıkıştırırız:) Umarım bu hafta içi oradan yazarım. Yazamazsam haftaya görüşürüz:)

10 June, 2009

Elbiseler




Insan buyudukce giyim tarzi oturuyor, o yuzden eskisi kadar maymun istahli olmuyor. Eskiden mesela, bir seyi begendim mi alirdim. Ama artik neyin bana yakisip yakismadigini daha iyi ayirt edebiliyorum. O yuzden giymeyecegim bi seye bosuna para vermiyorum. (genel olarak!!, bazen istisnalar olabiliyor:P)


Boyum cok kisa olmamasina ragmen bu yukardaki uzun elbiseler beni bodur gosteriyor, giyemiyorum. Bu yaz da heryerde var aksi gibi. Bu iki elbise Mango'dan. Ikisini de cok begendim, o yuzden bakmakla yetiniyorum:)


**Sonunda blogumda degisiklik yapabildim. Ama bitmedi, bir kac denemeden sonra tamamlanacak. Is yerinde pek ugrasamiyorum. Annem burada oldugundan, aksamlari da bilgisayar basina oturamiyorum. Ama baslangici yaptik, hemen bitmeyecek

**Bu arada Ata (hepsidetay) 'ya not: sayfana bi turlu yorum yazamiyorum, yorumun uzerine tikladigimda o yorum baloncugu bi turlu yazi yazilabilecek sekle gelmiyor. Sorun nedir sence? Baskalari yorum yapabildigine gore benden kaynaklaniyor heralde:(

04 June, 2009

Florya


Florya ve Yesilkoy hafta sonlari gitmek icin en sevdigim mekanlar. Manzarasi cok guzel ve en onemlisi rahatsiz edici bir kalabalikla karsilasmiyorsunuz. Hava guzel oldugu zaman bazen bogaza gidip, donus trafiginde strese girmektense bu taraflari tercih ediyoruz. Gectigimiz hafta sonu da Florya da kahvalti etmek icin Kosova'yi tercih ettik.. Florya sahil yolunda Belediyenin tesislerinden baslayan sirasiyla bircok et ve balik lokantasi var. Henuz hepsine gitmedim ama bir cogu guzel gorunuyor, sirayla deniyoruz.. Kosovadan cok memnun kaldik. Ortami cok guzel, cok sakindi, kahvaltilik cesitleri, tazeligi ve calisanlarin guler yuzuyle benden arti puan aldi:) Ozellikle yanindaki bazi lokantalarin tersine, masalar betonun degil cimenlerin uzerindeydi.. Sansimiza hava da guzel olunca saatlerce masadan kalkmak istemedik. Ama benim midem artik kuculmus, eskisi kadar cok yiyemedim, gayet tadinda birakarak kahvalti ettim:) Bu da benim icin gunun en sevindirici olayiydi.Kendimle gurur duydum..

Dun aksam is cikisi da kizlarla birbirimizi gaza getirip Yesilkoydeki pazara gittik. Hep goruyordum ama gitmek hic kismet olmamisti. Keske daha once gitseymisim dedim. Oyle bir daldik ki pazara, cikamadik. Cok ucuza bir suru t-shirt aldim. (bircogu da Bershka, Zara, Topshop vs markalarin) magazasindan alacagim fiyatin 4te 1'ini filan odeyerek ciktim.. Agzim kulaklarima kadar uzandi, sanirim bundan sonra daha fazla ziyaret edecegim orayi. Gittigimiz saat cok kalabalik degildi (18.10 civari) ancak bazi tezgahlar yavas yavas toparlaniyordu. Daha erken gitme sansimiz olmadigindan buna da razi olduk:)

Bir suru fotograf cekmek, t-shirtlerimi burada gostermek istiyordum ancak bilgisayarim heran cokmek uzere, pamuk ipligine bagli yasantisini surduruyor, ben de durmadan bilgilerimi kopyaliyorum. Kocacigim usenmezse ve format atarsak bloguma daha fazla ozen gostericem insallah.. Ahh Tanri bana bu konuda biraz daha yetenek verseydi keske:)))


** Kosova'da sadece kendi fotograflarimizi cektigimizden dolayi, yukaridaki fotograf lokantanin web sitesinden alinmistir..

01 June, 2009

Dün Gece Yolda Giderken Komik Bir Şey Oldu!



Gecen hafta Fikrimuhim'den gelen email sayesinde bu muzikalden haberim oldu. Harbiye acik hava tiyatrosundaydi diye hemen atladim. Bir de tabii Fikrimuhim sayesinde 68 tl lik biletleri 20tl ye almak guzel oldu. (ay sonu ay sonu abartmamis olduk) Fikrimuhime tesekkur ediyoruz:))Herneyse, gelelim muzikale, bu muzikal Haldun Dormen'in sahneye koydugu bu muzikalde gecen yil unlulerin sarki soyledigi bir yarismada begendigi Melike Ocalan'i (sanirim kendisi Muslum Gurses'le sarki soyluyordu) bu muzikalin bas rolunde oynatmis ama pek de iyi olmamis. Kendisi gercekten cok hos, rolune de cok yakismisti ama sarki soylemeseydi cok cok daha iyi olurdu, ki muzikal oldugundan mecburen sarki soyluyor.. Onunla birlikte basrolde oynayan kisinin sesi cok daha guzeldi ama malesef kim oldugunu bulamadim internette.




Muzikalde Aysen Gruda ve Bilge Zobu da oynuyordu ve ikisini de cok begendim, bu yasta boyle performans. Ikisi de cok sekerdi gercekten. Aysen Gruda rap yapti sahnede. Muzikalin konusu ise genel olarak bir cok filmde olan, karmasadan cikan komediydi.. Yani herkes birini baska biri saniyor, ortada durumu idare etmeye calisan bir kole. Herkese baska bir yalan soyluyor, sahneye cikan her kisi birileri icin bambaska anlamlar ifade ediyor.E biz seyirciler de bunlara guluyoruz:)Oyun genel olarak guzel sayilirdi, canli piyano sayesinde ekstra guzelligi vardi ancak sarkilarin cevirisi birebir yapildigi icin bazen anlamsiz geliyordu kulaga...


Harbiye cikisinda Besiktasin sampiyonlugundan dolayi Taksime kadar yurumek zorunda kaldik:) Ama kendi takimim olunca hic sikayet etmedim:))


NIHAYET BESIKTAS:))))

20 May, 2009

Lost 5. sezon


Lost un 5. sezonu bitti sonunda. Hepimiz agzi acik bakakaldik. Her seferinde yazarlarinin ne kadar zekice bir is yaptiklarini dusunuyorum. Herneyse yazmak istedigim sey o bolum degil tabi de o bolumde Bernard ve Rose'a o kadar ozendim ki. Acaba bir gun oyle dusunebilecek miyim ben de?

17 May, 2009

Denizaltı Rüzgarları

Mevsim değişikliği çok etkiledi beni, hiç bişe yapasım yok. İnternete giresim bloguma bakasım da yok. Birden bire yaz geldi yorgandan pikeye geçtik. Bünyem adapte olamadı.. Kaç gündür yazlık-kışlık meseleleriyle uğraşıp durdum:( Pazar akşamı da sonunda işimi bitirip oturdum. Aslında dizi izleyecektim. (Desperate Housewifes'in 4. sezonuna yeni geçtim:)) Ama blogumu bu kadar başı boş bırakmayayım dedim.



Bu hafta,


- Spor salonunu çok aksattım ama evde spor yapmaya devam ediyorum. (Ab rocket almıştım, bi heves onu yapıyorum, bi de hava güzel yürüyüş daha çekici geliyor:P)


-3,5 kilo verdim, hala inanmıyorum:)


- Ev baktım bol bol. (abim için)


-Melekler ve Şeytanları izledim. Film olarak beğendim ama kitabını daha çok begenmiştim. Bu kadar süreye sıkıştırılan film anca bu kadar olurdu herhalde.Tom Hanks yine müthişti ama..


-Ne dersin Azizim isimli oyuna bilet almıştım ancak salona gittiğimde oyunun Van Devlet tiyatrosundan Çılgın Dünya ile değiştiğini öğrendim. İzlemeye karar verdim. Ancak oyun geçen yıl şurada yazdıgım oyunun ta kendisiymiş. Ama oyunculuk olarak, dekor, kostum ve müzikler olarak yanından bile geçemezdi. Ve malesef tek perdeydi, sonuna kadar eziyet oldu benim için. Ama böylece aynı oyunun farklı yönetmen ve oyuncularla ne kadar büyük değişme uğrayabileceğini test edip onaylamış oldum:)
-Eurovizyon'u izledim herkes ne kadar laf ederse etsin ben Hadiseyi beğendim:)
**Son olarak doğa severlere; şu linki ziyaret etmenizi öneririm..

07 May, 2009

Makyaj Malzemelerim



Gecende yine Strawberry.netten siparis verdim. Ahh biz kizlar!!!.. Mail adresime indirim haberi gelir gelmez mutlaka alacak bi seyler buluyorum..Iste su yukardaki makyaj setini aldim, 23 TL idi dayanamadim, goruntusune aldanip aldim, ama pisman miyim, hayiiirr. Bazen ise gecikicem diye evde makyaj yapamadigimdan (hatta genelde), ofis cekmecemde bulunan su set ile makyajimi yapiyorum. Gerci ben hic bu kadar gokkusagi renklerine boyanmam ama golge yapmak icin ise yariyor.. Bu hafta da anneler gunu sebebiyle bazi urunler cok indirimli (ozellikle de parfumler) , bence bi bakin.


Bu arada benim takintili olarak kullandigim bazi urunler var, onlari da burada bir gostereyim dedim. Yillardir kullanip cok memnun kaldigim ve sanirim asla degistiremeyecegim birkac malzeme iste:






Iste en sadik rimelim.. Hic yoksa en az 9 yil vardir, ne kadar degistirmeyi denediysem, baska rimellerle aldattiysam da hic ayni sonucu alamadim. Loreal Lash Architect benim omur boyu degistiremeyecegim bir rimel. Aslinda denediklerim icinde bir dergiden cikan Estee Lauderin mini boy bi rimeli vardi onu da begenmistim ama kalabalik sevmeyen ben hemen kutusunu atip, ismini almayi da akil edemedigimden yine donup dolasip kurkcu dukkanina geldim:)



Bu maybelline fondoteni ise ben genelde gozaltim icin kullaniyorum. Eskiden hic kullanmazdim boyle seyler ama simdi uykusuzluktan mi neden bilemedigim bi sekilde goz altlarim daha cokuk ve mor oldugundan maybelline dream mousse cok ise yariyor. Bana hediye alinmisti 2 yil once M.annem tarafindan:) O zamandan beri birakamadim, o kadar yumusak ki, krem gibi. Ustelik cok da dogal duruyor..








Bu allik da yine strawberryden aldigim ve hep ordan almaya kararli oldugum (cunku disardakiyle arasinda inanilmaz bi fiyat farki var) gayet kalici, gayet dogal ve takintimin en son eseridir:)







Iste bu urunlerin cok sadik musterisiyim, piyasadan kalkmadigi surece hep kullanacagim urunler..

Ruj konusunda ise hemen her markayi kullandim cok da bi fark goremiyorum ben, o yuzden rengini begendigim rujlari alirim:) Claires vardi eskiden simdi o da kapaninca ruj markasi da onemini yitirdi:)

Iste bu kadar. Gunlerdir havadan, isten-gucten icim kararmisti, bugun sacima basima ozenip guzel bir makyaj yapinca hadi bloguma da yazayim dedim:)

29 April, 2009

Zayıflamaya ben de varım:)


Blogum sayesinde bugune kadar birçok kişiyle tanıştım, yeni bir şeyler öğrendim, ama bu sefer onun sayesinde zayıflamaya karar verdim:) Daha dogrusu Mehtap'ın sayesinde:P

Daha önce diyet yapmaya hiç kalkışmadım. Ama şu son 2 yılda aldıgım 7 kilo beni oldukça rahatsız ediyordu. Spor yapmam da, sonrasında yediğim abur-cuburlarla pek de bir işe yaramıyordu.

Bu sınıfa kayıtlıyım ve bugun 9. günüm. İnanılmaz ama, iradeli bir şekilde devam ediyorum. Yediklerim de hiç öyle az-buz değil. Ama pasta-börek-şeker-makarna-pilav yemiyorum. 2 hafta sonra tartılmayı planlıyorum. Umarım sonuç da moralimi birazcık düzeltir. Yaza şöyle moralli girmek istiyorum:)

Umarım başarırım ve bu mutlulugu 155 kişilik sınıfıma ilan edebilirim..

Mehtap ve Delfina'ya binlerce teşekkürler:))

25 April, 2009

Nilgün Tatlı ile tatlı bir gün


Uzun süredir pasta konusunda kendimi geliştirmek için birşeyler yapmak istiyordum, kurslardan birine katılmak. Ama birçok seçenek bir araya gelmeyince bi türlü gidemedim.Ancak bugun sonunda iş arkadaşlarımın gazıyla bi şekilde zaman da yaratarak (cumartesi çalışmayarak:)) Hyatt Recency'deki yemek kursuna katıldık.Nilgün Tatlı eşliğinde hayatımın en eğlenceli günlerinden birini yaşadım..




En baştan başlamak gerekirse, 11'de otelden girip Spazio'yu bulduk. İçerde bizi bu kadar sıcak insanların beklediğini bilsek 4 Nisan'da başlardık:) Ben aslında pek gitmek istememiştim. 5yıldızlı bir otelde yemek kursuna gitmektense daha samimi bi akademide kursa katılırım diye düşünmüştüm ama yanılmışım.Girer girmez o kadar sıcak insanlar karşıladı ki bizi. Öncelikle kurabiyeler eşliğinde çaylarımızı içip birbirimizi tanıdık. Biz 3 kişi katılmıştık, bizim dışımızda daha önceki cumartesi de katılmış olan başka bir kursiyer hanım da vardı.




Daha sonra önlüklerimizi giyinip ocagın başına geçtik. Daha dogrusu sırayla geçtik. Menümüz şu şekildeydi:
-Girit Salatası
-Fıstıklı Enginar Mezesi
-Brokoli Soslu Külbastı
-Yufkalı Kuru İncir Tatlısı

Bu menüyü, her yemek için değişik 2 kişi ocak başında diğer 2 kişi de hemen önündeki bar sandalyelerinde oturarak, olaya da dahil olarak, bir yandan da Nilgün hanımın getirdiği (ekşi nohut mayasından yapılmış) peksimetler ve muhteşem peynirden aşırmak kaydıyla tamamladık. Yaptıgımız yemeklerin bir yandan tadına baktık, aralarda birçok soru sorduk, bir çok püf noktası öğrendik:)




Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan tüm yemekleri hazırladık ve muhteşem bir sofraya oturduk. Kendi yaptıgımız eserlerin, her lokmasından zevk alarak tadını çıkardık. Tabii soframızda ek olarak Nilgün hanımın getirdiği radika isimli bir ottan yapılmış nar ekşili salata ve eşinin koleksiyonundan aldığı Metaxa da vardı. (Bu arada ben de rejimimi bir günlük askıya almış oldum:))



Yemekten sonra otelin bahçesinde güzel bir gezinti yaptık, yediklerimizi bir nebze olsun eritmek için. Arka bahçedeki kedileri ve yavrularını sevdik. Çıkmak istemedim valla oradan:)



Son olarak, gerçekten hayatımın en güzel günlerinden birini yaşadıgım için başta Nilgün Hanım ve Melis Hanım olmak üzere bize tüm bu kadar güleryüzlü bir şekilde karşılayan tüm Hyatt personeline çok çok teşekkür ediyorum..Umuyorum bir başka cumartesi, başka bir menüde yine orda olacağım:))

23 April, 2009

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN..


Arkadaşlar, efendiler ve ey millet , iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır..


M. Kemal Atatürk

21 April, 2009

Rafting




Eveet sonunda oturabildim evdeki bilgisayarımın başına. Pazar günü raftinge gideceğimi söylemiştim. Gittim nitekim de:) Şimdi oradan kısa özetler:



Düzce rafting isminden belli olacagı gibi Düzcede:) Dokuzdeğirmen köyünde. Biz sabah erkenden İstanbuldan yola çıktık ve çok rahat 2-2.5 saatte ulaştık. İnternet sitelerinde ayrıntılı harita da var.


Köye girince de zaten her sordugunuz kişi size gayet samimi bir şekilde yardım ediyor. Böyle olunca garipsedim ve ne zaman bu kadar şehirli olduk (!) dedim. Zira İstanbulda adamın yanına yaklaşıp bişey sorsan cevap vermez.(ki bazen biz de öyleyiz) Orada arabaya koşup ayrıntılı anlattılar. Seviyorum ben sıcak insanları:)



Turizm haftası sebebiyle gittiğimiz köy gayet kalabalıktı, tören vardı, vali filan oradaydı.




Rafting tesisine girince açık büfe bir kahvaltıyla güne başladık. Bir de manzara ve hava süper olunca değmeyin keyfimize:) Rafting yapılmasa bile mekan çok güzeldi. Zaten bir çok insan oraya sadece yemek yemeye gelmişti. (Tabi büyük ihtimalle İstanbuldan daha yakın bir yerden gelmişlerdir:P) Kahvaltı faslı bitince çok oyalanmadan kıyafetlerimizi giyindik ve eğitime başladık. Daha sonra her botta birer rehber olmak kaydıyla ortalama 6-8 kişi düştük yola.



En başta sular durgun oldugu için alıştırma yapıyorduk ama bir anda kendimi suda buldum:) Rehber birkaçımızı suya attı, komutunu yanlış uyguladık diye. Onun dışında da hiç düşmedim zaten. Zor bölgelere gelmeden önce 1-2 kişi botta kalırsa iyiyiz demişti ama bizim bottaki 8 kişi bottaydı, yani başarılı sayılırdık:)Ee o kadar spor yapıyoruz, kuvvetli çektik kürekleri..





Bu arada gitmeden önce herkes üşürsün filan demişti ama olmadı öyle bişey. Zaten yazın Düzcede su kalmadıgından rafting de olmuyormuş en iyi mevsim de Nisan ayıymış. Bu mevsimden sonra sular azalıyormuş. Biz bilmiyorduk ama iyi bir dönemde gitmişiz.


Durgun yerlerde kuş seslerini duymak, etraftaki ağaçları, tek tük evleri izlemek, temiz hava almak o kadar rahatlatıyor ki insanı..



Begenmediğim tek yan, botlardan inince yaşanan kaos, karmaşa ve soyunma odaları ve tuvaletlerin pisliği idi. Ama o kadar güzelliğin yanında görmedik bunu da.
Fotograf konusu ise biraz karmaşa oldu, biz suda oldugumuzdan tesisin fotografçısı çekti fotografları ve çıkışta cd yapıp veri ancak cekildiğimiz birçok fotografı cd de bulamadık:(
Ama genel olarak çok eğlendiğim çok iyi vakit geçirdiğim yüksek sesle kahkahalar attıgım bir gündü. Bence bir kere de olsa deneyin:)

19 April, 2009

Smart Blogger


Esra'cım bana Smart Blogger odulunu gondermiş. Kendisiyle yeni tanıştık ama o kardeşimle onceden tanışıyormuş. Esra benim çocukluk fotografımdan tanıyınca blog uzerinden tanıştık biz de:) Sayfasını çok güzel hazırlıyor. Bana Smart blogger ödülünü göndermiş..Öncelikle teşekkür ediyorum..


Ödülün çeşitli kuralları varmış.
1 - Ödülü veren kişinin linkini yayınlamak: Yukarıda da yazmıştım : Esra
2 - Ödülü layık gördüğün blog sayfasını yayınlamak: Ben de yeni tanıştıgım bir diger hemşerime gönderiyorum:) - Kagıttan gemiler -
3 - Ödülü layık gördüğün kişiye haber vermek. (hemen veriyorum)

15 April, 2009

Korkumu Yendim Sonunda


Evet Pazartesi günü koskocaa İstanbul trafiğinde işe arabamızla gidip geldim:) Sevgilim o gün çalışmayacaktı ve ben de korkaklıgımdan kurtulmam gerektiğine karar verdim. (Daha önce hep boş saatlerde çıkıyordum yola. Tabi bide İstanbul trafiğindeki saygısız şoförlerden korkuyordum) Ama bu hafta bir cesaretle, gayet uzak bir mesafede ve trafiğin çok çok yogun oldugu saatlerde kazasız belasız gelip gittim. Giderken çiçeği burnunda şoförümüz Junior (kendisi iş arkadaşım olur) bana eşlik etti. Yüksek puan kopardım kendisinden:)


Blog ödüllerine gecen yıl da oy kullanmıştım bu yıl da başlamış, hem yeni bloglar tanımama hemde sevdiğim bloglara oy vermeme yardımcı oluyor. Hem bu yılki sayfalarını çok sevdim:)

Çok ani bir planla haftasonu raftinge gitmeye karar verdik. Heyecanlıyım:) Dönünce mutlaka eklenecek fotograf ve payaşacak anım olacak..

Şu sıralar, yaptıgım spor ve sırtımdaki rahatsızlıklar beni etkilemiş olacak ki, babamın da şiddetle önerdiği Tibet'in Gençlik Pınarı'nı okuyorum. İçinde günlük olarak yapılması gereken ayinler var. Tam olarak uygulama fırsatı bulamasam da yoga ve pilatesin de ona çok benzediği tesellisiyle avunuyorum. Ama tavsiye ederim kitabı, ayinleri düzenli uygulayarak vücudun daha dinç olabileceğine ben de inanıyorum:)

14 April, 2009

Çeşitliliğe Saygı

Doga Derneği başkanı Güven Eken'in şu yazısı çok hoşuma gitti, geri dönüp okurken blogumda da görmek istedim:)


Çeşitliliğe Saygı!


Bölerek, bölünerek değil, ancak tek vücut olursak ayakta kalabiliriz ve
ancak çeşitliliğe saygımız varsa tek vücut olabiliriz.

Bu bahar topraktaki cümbüşü gördün mü? Dünyanın teninden fışkıran yeşili,
moru, sarıyı, beyazı, kırmızıyı?

Görmediysen dur, bak ve seyret. Bahar sen varken bir daha gelmeyebilir. Oysa
bahar, yazılmış yazılmamış kitapların en güzelidir. İnsanlık için en iyi
haber, en güzel şarkı, en gerçek rüyadır.

Birgün okuyanı, duyanı, söyleyeni ve göreni kalmazsa, o gün artık bahar hiç
gelmeyebilir. İşte o zaman vay halimize! Öyleyse bugün cümbüşe katılmanın
tam zamanı.

Düğünçiçekleri, ballıbabalar, sütleğenler, papatyalar, yeni süren
devedikenleri ve daha nicesi. Birbirilerine nasıl da sarılmışlar. Her biri
ötekine ne kadar da cömert, art niyetsiz, çıplak.

Hiçbirinin büyük sözü, gizli beklentisi yok. Tevazusuna dahi kibir bulaşmış
insanın kederinden eser yok. Doğruyu ben görürüm, ben bilirim iddiası yok.

Toprakta kök salmak, yaprak vermek, çiçek açmak ve karşılıksız destek olmak
var. İyilik yapıp da denize atmanın verdiği derin huzur var. Böyle bir
huzurun yerini hangi zafer doldurabilir ki?

Gerçeği biz biliyoruz diyoruz.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Alim kitapta yazanı anlatır, cahil alın yazısını. Senin gerçek dediğin
hangisi?

Biz zenginiz, onlar fakir. Şu kapıyı arala da bak arkasına. Muhabbet hangi
sofrada?

Güç dediğin ne bir tek sende, ne de bende olsun. Gücün özü bala benzer.
Biraz çiçekte, biraz arıda.

Akıl dediğin nasıl sığar bir insanın yazdığı kitaba? Aklın doğrusu aş
gibidir. Biraz toprak, biraz çiftçi, biraz da aşçıda.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Bölerek, bölünerek değil, ancak tek vücut olursak ayakta kalabiliriz ve
ancak çeşitliliğe saygımız varsa tek vücut olabiliriz.

Sen papatya, ben ballıbaba, öteki diken. Ne çıkar hep birlikte bahar
olduktan sonra? Kökün dibi veya dalın en ucu. Ne fark eder aramızdaki gövde
bizi bir ağaç yapıyorsa?

Elmanın hamına ekşi, olmuşuna kof diyorsun. Neden içindeki çekirdeği
görmüyorsun? O çekirdeği bul ve yeşert ki, senin de bir bahçen olsun.

Bahar cümbüşünden geldik, yine ona dönüyoruz. Her bir rengi ne kadar
sayıyorsak, işte o kadar yaşıyoruz.

Çeşitliliğe saygı!



***Şu siteden alınmıştır..

12 April, 2009

Yazasım yok blog


İki haftadır evimi özledim. Sürekli dışarılardayım, Adanadan gelenler, onlarla yapılan geziler, yemeler içmeler, yorulmalar. Sonra bir de hastane maceralarım oldu. Boynumda fıtık çıktı. Gerçi çoktan tahmin ediyordum sık sık Asaf Savaş Akat gibi dolaşıyordum. Nitekim fizik tedavi gerekiyormuş, ancak özel hastane doktorlarının saglıgı sektör şeklinde düşünmeleri canımı sıkıyor, o yüzden Adanada danıştıktan sonra tedaviye başlayacagım. Hıı bi de artık kambur durmuyorum beni en çok sevindiren şey o oldu. Sırtım için korse kullanıyorum ve kendimi manken gibi hissediyorum:)

Geçen hafta Kenter tiyatrosunda Cimri'yi izledik, çok çok begendim, Demet Evgar'a olan hayranlıgım bir kat daha arttı..


Adanadan gelen bir arkadaşım bana Waffle makinesi getirmiş hem çok sevindim hem de çok üzüldüm, çünkü benim gibi bir waffle canavarı için bol kalori demek bu:(

Gazetede okudugum bir röportajda, kim oldugunu hatırlamdıgım birisi zayıflamak için hayatından çok sevdiği şekeri çıkardıgını ve bunu da hipnoz yoluyla yaptıgını söylemişti, acaba ben de mi öyle bişey yapsam. Duramıyorum çünkü ve yaptıgım spor zamanla yetersiz kalıyor.


Evimin dibindeki Peacocks&Claires kapanmış. Görünce çok üzüldüm:( Çok kaliteli, çok uygun ve çok sık uğradıgım yerlerdi..

Benden bu kadar.. Yaşıyorum işte:)

01 April, 2009

Makarna sevenler


Şu siteye mutlaka bakın:)) Buzdolabınızdaki malzemeleri seçin, ne çeşit bir sos hazırlayabileceğinizi görün:P


Not: Pazar günkü seçimleri unutmaya çalışıyorum:(

27 March, 2009

Hızlı internete hasret kaldım

İşyerinde sebebini bir türlü anlayamadıgımız problemlerden dolayı internet bir hayli yavaş, dolayısıyla günlerdir uzun süren çabalarla işimi yapabildiğimden, ne bloguma bakabiliyorum ne de gazetelere.
Pazar günü seçim var, gündemde her dakika değişen konular var, ama ben şu sıra ne televizyona bakmak, ne de gazeteleri okumak istiyorum. Sevdiğim birkaç yazarı okuyup geçiyorum.Pazar günü de oy vereceğiz, inşallah bi şeyler değişir:( Neyse..



Geçtiğimiz hafta Kral Dairesini izledik. Önce maskeli ve söz olmayan bir oyun oldugunu eşimden sakladıgımı itiraf etmeliyim, çünkü sıkılabileceğini düşünüyordum:) Ancak neyseki öyle olmadı, çok mutlu ayrıldık.(Ben her oyunu görmek isterim, sonucunda yorum yaparım, sevgilim ise genelde konusuna göre seçim yapar. Galiba hayatta da böyleyiz! Ben her koşulu değerlendirip karar veriyorum hep, o daha önyargılıdır.. ne alaka şimdi!!&%+) Herneyse, maskeler süperdi, yüz ifadelerini çok iyi yansıtıyordu, oyuncular iyiydi, konu iyiydi, söze pek gerek kalmadı:)


Lostun 5. sezonunu yuh artık diyerek izliyorum ama bir yandan da merak ediyorum, artık bi sonuca bağlansa da kurtulsak:)

Kuzenimin evine hırsız girmiş ve yüzyüze gelmişler, çok canım sıkıldı:(

Emre Yılmaz'ın şu kitabını okuyorum. Çok beğendim. En kısa zamanda diğerlerini de alıcam. Kitaptan bir cümleyle de bu karmaşık posta bi son vereyim:

Osmanlı, ''Keyif için bağdaşımızı bozmaya gerek yok,'' der ve nargilesine uzanır.

Batı ise ''Keyfi hak edebilmem için önce çok çalışmam gerekir,'' der ve nargileye hiçbir zaman vakti kalmaz..

19 March, 2009

Kadınlar&Erkekler

Geçen ay televizyon izlemekten vazgeçtik biz. Bir çarşamba akşamı Yaprak Dökümü yeni başlamış; kalktım kapattım televizyonu. Her akşam işten geldikten sonra üzerimi bile değiştirmeden mutfaga girer, sonra da televizyonun karşısındaki evimizin en rahat kanepesine kurulup televiyonda izleyecek illaki bişeyler bulur, gece uyuyana kadar da ekrana kilitlenirdik.(tamam tamam özellikle de ben) tuvalet ihtiyacımı, evde yapmam gereken ıvır zıvır işlerimi de reklam arasına denk getirmeye çalışırdım. Artık öyle bi derdim kalmadı elimden geldiğince salona bile girmiyorum:) Ara sıra dvd de film izliyoruz, ya da televizyonda bir film varsa onu izliyoruz. Kesinlikle çok daha iyi oldu böyle. Hem daha az uykusuz kalıyorum:)





Ama son zamanlarda Türkmaxda çok çok begendiğim bi dizi var. (Digiturk'u ben çok istemememe ragmen, sevgilim işi gereği maçları takip etmek zorunda oldugunda Ligtv ugruna evimize almıştık. Ama ondan daha çok ben izliyorum sanırım:)) Bahsettiğim dizi 1 Kadın 1 Erkek. Yabancı bir diziden uyarlanmış. Dizide sadece 2 kişi var. Demet Evgar (ki kendisine hayranlıgım bir hayli fazla) ve Emre Karayel. Onlar dışındaki tüm oyuncuların kafasını ya da sırtını görüyoruz. İkili ilişkideki tüm komik yanları, hiç abartmadan, gayet dogal biçimde anlatan, Zeynep'in ortalama olarak tüm kadınları, Ozan'ın da erkekleri canlandırdıgı, mutlaka size tanıdık gelen birşeyler bulabilceğiniz bir dizi. Şu postu yazana kadar günlerini bile bilmiyordum, ara sıra geç saatlerde rastlarsak izliyorduk. Ama Perşembe günleri oldugunu öğrendim, bundan sonra her Perşembe mutlaka bakacagım. Bu arada sanıyorum dizi sitelerinden de bazı bölümler izlenebiliyor. Bi bakın derim:)

16 March, 2009

Adanadan geldim




Çok bunaldıgımı gören kocacım, bize kısa bir Adana seyahati ayarladı. Çok da iyi etti. Şansımıza hava günlük güneşlikti. Bana uzun süre yetecek enerjiyi topladım sevdiklerim sayesinde. Aklım biraz orada kaldı ama napalım bu da yetti:)


Beni bekleyen bir sürü iş vardı. Pazartesiye gayet yogun başladım, yazacak halim kalmadı..


**Annemdeki albümümden küçüklük fotografımı çektim..

07 March, 2009

Victoria




Gectigimiz hafta Kenter tiyatrosunda Victoria isimli oyunu izledim. Engin Hepileri'ye bir sempatim vardir. Televizyonda begenirdim ama oyle cok dikkatimi ceken birisi degildi. Onceden calistigim yerde kendisiyle telefonda konusmustum ve ismine dikkat etmedim ancak bu kadar guzel ve akici Turkce konusan kisinin kim oldugunu merak ettigimde o oldugunu ogrendikten sonra benim hayranligimi kazandi.




Ancak bu oyunda kesinlikle Defne Halman'in yaninda sonuk kalmisti ve hayal kirikligina ugradim malesef.. Defne Halman'a hayran kaldim, tek basina oyunun temposunu dusurmeden surdurdu.. Sesi, danslari, sahnede tekerlekli sandalye ile bu kadar dengeli sekilde oynamasi hepsi cok iyiydi ancak Engin Hepileri ona uyum saglayamadi, birlikte dans edis sahnelerinde acemiligi belli idi.(ya da acemi gorunuyordu) Ama ben yine de kendisini baska bir oyunda daha izlemek istiyorum..


Oyun tek perde idi ve yaklasik 1 saat 20 dakika suruyordu. Kocacim konusunu okuyup, bir de oyun kadrosunun 2 kisilik oldugunu gorunce pek gitmek istemedi ve kendisini yaniltmadigini dusunuyordu. Ancak kardesim ve ben begendik:) Izlenebilir..

03 March, 2009

Mart kapidan baktirir kazma kurek yaktirir:)


Evet Mart'a girdik Nisan'a bir ay daha yaklastik ancak gunlerdir burasi kapali ve yagmurlu.. Her ne kadar kisi sevsem de insan karanlik ve yagmurlu bir gune uyaninca mutlu uyanamiyor. Hele de etraf son zamanlarda olan ekonomik kriz, isten cikarilma vs olaylarla doluyken..


Ben de uzerimden bu miskinligi atmak icin gecen yilki gibi spora yazildim:) Gecen yil 6 ay araliksiz gitmistim, insallah bu sefer daha uzun surecek:) Hem bu sefer gittigim yerde haftada bir yoga ve pilates dersleri de var:) Dusundugumden daha eglenceli gececege benziyor:) Bu eglence arasinda bi 4 kilo da verebilsem supper olacak...

27 February, 2009

Yazi

Bugun yeni bir post yazmak istiyordum ama son zamanlardaki ruh halime bakinca Asli'nin su yazisi hosuma gitti..

Bir de kendisinden pek hoslanmamama ragmen Oray Egin'in de bugunku yazisini okuyun derim:)

Bir de 2 gun once olan Turk Hava Yollarinin ucak kazasi var ki, o da bizi uzdu. Neyseki olu sayisi cok yuksek degil, ama insan yine de korkuyor .

22 February, 2009

Nasıl Aptal Oldum?


Dünya kesin olarak hep ikiye ayrılır:Bisikletle gezmekten hoşlananlar ve arabayla hızlı gidenler; gömleklerini pantolonlarından dışarı çıkaranlar ve pantolonlarının içine sokanlar; çaylarını şekerli içenler ve şekersiz içenler; Shakespeare'in dünyanın en büyük yazarı olduğunu düşünenler ve en büyük yazar olarak Andre Gide'i görenler; Simpsons'u sevenler ve South Park'ı sevenler; Nutellayı sevenler ve Brüksel lahanasını sevenler..

*Tembelliği bırakıp şu kitabı okumaya başladım.

***Benjamın Button'u izleyebildim sonunda. (İlk defa Brad Pitt'i bu kadar begendim.)

15 February, 2009

Her kalp bir büyük dünya





14 Şubatın benim için çok önemsiz bir gün oldugunu çok büyük ihtimalle daha önceki postlarımdan birinde yer vermişimdir. Ancak bu yıl sevgilime şu yukarıdaki nutellayı aldım:) Oradan bakınca belli oluyor mu bilemiyorum ama kendisi 5 kg'lık bir kavanoz.. Metro markette gördüm (daha dogrusu arkadaşlarım görüp bunu Nilüfer mutlaka almalı demişler -herkes ne kadar lokmacı oldugumu biliyor- ) Ben de görünce yapıştım tabii:) Bakalım nasıl bitecek?? -Her pazar kahvaltıya birilerini çağırsam biter herhalde..




Cumartesi günü sabah yağmurlu olmasına rağmen Ortaköy'e kahvaltı etmeye gittik. Sevgilimin 2 arkadaşı ve onların nişanlıları vardı.. Çok eğlenceli bir başlangıç oldu güne. Benim kocacıgımın iş saatleri çok değişken ve özellikle haftasonları çalıştıgından pek birlikte plan yapamıyoruz ama bu haftasonu benim kursumun da bitmiş olması şerefine elimizden geldiğince çok birlikte vakit geçirdik.( o işe gitmeden önce tabi:P)




Son günlerde bloguma yazamamın bir diğer sebebi de yanda gördüğünüz 4 kadın. Diziyi ilk sezondan itibaren izlemeye başladım. Daha önce tvdeyken ilk bölümlerini kaçırdım diye hiç başlamamıştım. (Ben filmi de en başından başlamadan izleyemem bu arada..:P) Herneyse geçtiğimiz hafta başladım. Bilgisayarın başına geçtiğim her dakika da onları izliyorum. Şu anda 2. sezona devam etmekteyim. Güzel gidiyor.. Ama söz bundan sonra bloga da daha çok önem..


Bu arada Esin'e bana gösterdiği sabır ve yardımlar için teşekkür ederim:))

11 February, 2009

I Love Your Blog


Yass cıgım beni mimlemese yine yazacagım yoktu:( İşyerimiz taşındı ve 10 gündür internetimiz yok:( Çok komik bi durum bu, benim aklım hala bazı teknolojileri almıyor. Sorunun telekomla filan alakası yok, bizim şirketin merkeziyle alakası var. Herneyse yani son günlerde evde de çok vakit ayıramadıgımdan, ne bloguma bakabiliyorum, ne gazetelere, ne mailime, ne bankamın internet şubesine, hiçbir yere dogru düzgün bakamadım. İnsanın eli ayagı olmuş internet gerçekten..Hiç bu kadar zor olacagını tahmin etmemiştim:P


Gelelim mim konusuna.


Ödülün gönderilmesiyle ilgili 3 kural varmış:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek.
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.
Baktım herkes de mimlenmiş zaten. Ama ben yine de 7 arkadaşıma göndereyim:P
Bloglarınızı çok seviyorum:)

02 February, 2009

Saatleri Ayarlama Enstitüsü



Yine ilham gelmiyor. Ben de bari gectigimiz hafta izledigim oyun hakkinda birseyler yazayim dedim.. Devlet Tiyatrosunda Saatleri Ayarlama Enstitüsü 'nu izledik.. Cok begendik. Ben kitabini okumamistim. Ilk kez oyunu izledim. Okuyanlar bekledigi gibi bulamamislar ancak ben cok begendim. Gittigimiz arkadaslarim da begendi. Benim icin oyun olsun.. En mutlu oldugum yerlerden biri tiyatro salonu, eskiden sahnesinde bulunma firsatim da olmustu, artik sadece seyirciler arasindayim ama yine de bi yerlerinden bulasmak guzel.


Oyun Kenter Tiyatrosunda oynaniyordu. Ne kadar eski bir salon orasi, koltuklarin arasi inanilmaz rahat ve koltuklar gicirdiyor. Nefes alirken bile dikkat ediyorsunuz oyuncularin dikkatini dagitmamak icin.. Ve sonunda oyuna gecersek linkinde gorundugu gibi skici bir konusu yok. Turkiye'nin gecirdigi asamalari saatler uzerinden goruyoruz, ki gecirdigi demek yanlis, halen gecirmekte oldugu.. Cumhuriyet oncesi ve sonrasinda uckagitci insanlarin ne sekilde degistigi(gunumuz kosullarinda da baska turlu degistiler), halktan hangi dalaverelerle para (vergi) alinmaya calisildigi ve halkin nasil buna tepkisiz kaldigi. Hersey acikca goz onune serilmis. Ayrica hicbir vasfi olmayan urunlerin de ne sekilde piyasaya sunulup ilgi gordugunu de anlatiyor.. Cok mu karistirdim? Neyse bence siz izleyin:)


Ben Atilla Sendil ve Adnan Biricik'i ayakta alkisladim...
Blog Widget by LinkWithin

Üye olmak için tıklayın!

Fikrimuhim.com